Türkiye Deprem Gerçeğini Kabul Etmiyor

turkiye-deprem

Türkiye Deprem Gerçeğini Kabul Etmiyor

Deprem gerçeği, ülkemizde yaşayan milyonlarca yurttaşımızı her an tedirgin ediyor. 1999 yılındaki Gölcük depremi ve ardından meydana gelen Düzce depremi, binlerce can aldı. Aradan, neredeyse çeyrek yüzyıl geçti, hala dünya ölçeğinde risk teşkil etmeyen depremlerde ölmeye devam ediyoruz. Türkiye, son olarak, 30 Ekim 2020 İzmir depremiyle sarsıldı. Biz, İzmir’de de enkazın altında kaldık. İzmir depremi 100’den fazla yurttaşımızı hayattan kopardı.
Bununla beraber, her depremden sonra İstanbul depremi hatırlanıyor ama hemen unutuluyor. Oysa, İstanbul, Türkiye nüfusunun %20’si, Türkiye ekonomisinin %40 ‘ını teşkil ediyor. Hükümet, aynı zamanda 20 yıldır İstanbul Belediyesi’ni de yönetiyordu. Olumlu bir sonuç gördük mü? Deprem toplanma alanlarının AVM yapılması dışında…

Türkiye deprem haritası, ülkemizde depremden uzak pek bir bölge bulunmadığını gösteriyor. Buna rağmen, depreme karşı hazırlığımız yok ve bunu her depremden sonra bir kez daha ve bir kez daha fark ediyoruz.

Türkiye Deprem Gerçeğiyle Yüzleşmiyor

Batı medeniyeti, bilimi referans alarak, doğaya hükmetmenin yollarını aramıştır. Bizim ülkemizde ise, 1950 sonrası, bilim ve bilimsellik yerine, üfürükçülerin kehanetleri daha önemli olmuştur. 1980’den sonra ise üfürükçü tayfanın kurumsallaşması ile beraber, kadercilik ve arabesk kafa yapısı, beraberce siyasal İslamın yükselmesini sağlamıştır.
Kadercilik, kendisini her konuda yetersiz gören bireyin, şeyhin önünde diz çöküp, iradesini ona teslim etmesinde ortaya çıktığı gibi, siyasi konuda da tam manasıyla sinik bir tavırda kendisini gösteriyordu.
Bu sebeple, geçim zorluğu çeken kişiler, açlık sınırına gerilediklerinde bile, sendika, örgütlenme, vb. kelimelerden ölürcesine korktular. Buna ek olarak, cesaret gösterip, sistem eleştirisi yapanların karşılarında durdular..!

Bir vatandaşın, sistemi eleştirmesini neredeyse günah olarak görüp, tepki gösteriyordu. Oysa, kendisi de açlık sınırındaydı.
Tepkilere destek vermesi gerekirken, o şeyhin önünde diz çökmüş haldeki konforundan asla vazgeçmek istemiyordu.

İlgili Makale  Leonardo DiCaprio’nun Plajı kapandı

Bu, arabesk/kaderci tavır sebebiyle, Türkiye deprem gerçeğiyle yüzleşemiyor. Kaderci/ arabesk kişi, depremden korkan ve hükümetten çözüm isteyen vatandaşa destek vermek bir yana, deprem konusunda hiçbir şey yapmayan hükümeti savunmakta beis görmüyor.

Türkiye Depreme Karşı Önlem Alıyor mu?

Dünya ölçeğinde küçük kabul edilebilecek depremler, Türkiye için ölümcül oluyor. Her depremde enkaz kalıyoruz. Bu deprem, Van, Bingöl, Elazığ ve İzmir’de de olsa fark etmiyor. Ve Jeofizik Yüksek Mühendisi Ahmet Ercan’ın da dediği gibi, depremde hep yoksul insanlar ölüyor. Depremin yeri değişiyor ama yoksulun enkaz altında kalma gerçeği değişmiyor.

Peki, depreme önlem alınıyor mu? Söz gelimi, deprem vergileri toplandı ama bu konu adeta bir tabu haline getirildi.
Kimse soramıyor, soran da cevap alamıyor.

*Deprem vergisi amacı dışında kullanıldı
*İstanbul’da deprem toplanma alanlarına alışveriş merkezi yapıldı
*İmar affı ile çarpık yapıların mülkiyet sorunu çözüldü

İlgilinizi Çekebilecek Bir Başka Makale: OECD Sağlık Raporunda Türkiye

 

Mevcut hükümet, 71 milyar TL deprem vergisi topladı, buna ek olarak imar affı ile elde edilecek gelirin, binaların güçlendirilmesi amacıyla kullanılacağı söylendi. Ancak, bunun olmadığı da ortada.

Bütün bunlar, Türkiye deprem gerçeğini kabul etmiyor, tezini güçlendiren argümanlardır. Buna karşın hükümet, Türkiye deprem beklerken neler yaptı? Buna verilecek yanıt da var elbette!

Kentsel Dönüşüm Çare Olmadı

Hükümet, depreme karşı kentsel dönüşüm formülünü devreye soktu. İnsanlar, bir müteahhit ile anlaşacak ve buna ilave para ödeyerek, binalarını depreme hazır hale getireceklerdi.

Ancak, zaten evi çürük olanlar, yoksul insanlardı ve kentsel dönüşüme verecek
paraları yoktu. Kentsel dönüşüm, adeta yoksul insanları, müteahhitlerin insafına terk eden, gayrı insani bir formüldü ve neticede işlemedi. Oysa, hükümetin önceliği İstanbul’u ortadan bölüp Katarlıya bir kent inşa etmek. 2002’den beri Türkiye’yi yöneten hükümet, 2019’a kadar İstanbul’u da yönetiyordu. Bugün uzmanlar,  depreme hazırlık konusunda “İstanbul için tren kaçtı” diyorlar. Gerçeğimiz ne yazık ki budur!

Oysa, Cumhurbaşkanı, depremde yıkılan binalardan, 20 yıllık iktidarlarını değil, kendilerinden önce, güçlü olduklarını varsaydığı ‘vesayetçi’ zihniyeti sorumlu tutuyordu.

İlgili Makale  Tarihi Değeri Olan Fotoğraflar

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, İzmir’de deprem mağduru kadına, ” 1999 yılında devlet 2 gün sonra ne olduğunu anlayamamıştı, bakın biz depremden hemen sonra, olay yerine geldik” dedi.

Hükümet ortağı ise, “Keşke riskli binalarda oturmayı tercih etmeselerdi” dedi. Yani hükümet, 30 Ekim 2020’de meydana gelen İzmir depremiyle alakalı sadece “siyaset” yapıyordu. Her zamanki gibi, bir tek kendileri masumdu, riskli binalarda oturanlar bile hatalıydı. Oysa, onların, tıpkı halihazırda riskli binalarda oturan yüz binlerce kişi gibi, başka seçenekleri yoktu. Hükümet bunu pekala biliyor ama öz eleştiri yapmak, nedense onlara çok ama çok zor geliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir